Kahvaltımı edip güneşin doğuşuyla birlikte yola çıktım. İstikamet İzmirdi ve otogarda bir gece sabahlayıp ertesi gün Gümüldüre geçmeyi düşünüyordum. İzmire kadar ön ve arka tekerimin aynı anda patlaması dışında bir sorunla karşılaşmadım. Hemen yamayı yapıp yoluma devam ettim.
İzmire düşündüğümden daha erken varmıştım. Bornovada abim olmasına rağmen haber vermedim, gitmedim yanına. Kendimi ev rahatlığına alıştırmak istemedim.
Otogara gitmek için otobanı kullanmam gerekiyordu. Şehir içinden gidersem çok uzun ve yorucu olurdu.
Otobana girdiğimde saat 3 civarıydı. Yani güneşin en bunaltıcı ve tehlikeli olduğu saatler. Otobanda benzinlik, çeşme veya dinlenilebilecek bir gölge olmaması tehlikenin boyutunu artırıyordu. Bunaldığımı hissettim. 10 km kalmıştı. Daha fazla zorlamadan Otobandan çıkıp onur mahallesi diye bi semtin kahvesine girdim. Akşam 6 ya kadar burda oturdum, kafamı yıkadım, çay içtim.
Izmiri bilenler bilir Yamanlardan hemen sonra ardı ardına 2 tünel var. İlk tünele girmeden önce endişeliydim, güvenlik şerdi varmıdır gidebilir miyim diye. Güvenlik şeridi yoktu ama kenarda acil durumlarda yayaların yürümesi için ayrılmış kaldırım imdadıma yetişti. Tam bi bisiklet geçebilecek kadar dardı yol ama binmedim. Elimde geçtim.
İlk tünel 266 metreydi. İkinci tüneli gördüğümde rahattım nasıl olsa geçtim birini diye. Ama tünelin girişindeki 1800m tabelasını görünce bi düşündüm. Yani neredeyse 2km. Hemen yanındaki güvenlik önlemi almadan girmeyiniz tabelası ise içime endişe tohumlarını serpmeye yetmişti.
İlk 50-100 metreyi felan kafamda 2km nin ne kadar olduğunu ve daha önce yürüdüğüm 2kmlik yolları hesap ederek geçirdim. Uyarı tabelasının ne gibi durumlar için koyulmuş olabileceğini tahmin etmeye çalıştım ama aklıma bişey gelmedi.
Artık geri dönülmeyecek mesafeyi aldıktan sonra tünelin içinde yankılanan araba tır ve motor sesleriyle başbaşaydım. Belirli mesafelerde bulunan s.o.s. noktalarının beni germekten başka ne işe yarabileceği ise ayrı bir muammaydı.
Temsili foto
Bir an kapalı alan korkum yada panik atağım olsaydı neler olabileceğini düşündüm. Ki aslında bu ikisi her insanda bir miktar olan şeyler. 500-600m felan gitmiştim. Gözüm güvenlik kameralarına ilişti. Panik atak veya kapalı alan korkusuna kapılsaydım olacak şey, oracıkta kıçımın üstüne oturup kafayı yememdi ve sizde ertesi akşam Atv anahaberde güvenlik kameralarının çektiği görüntüleri izliyor olurdunuz.
Paniğe kapılma korkusu minimum düzeyde kendisini göstermişken maximum düzeydeki konsantrasyon gücüm endişelenmemi gerektirecek herhangi bir durum olmadığının göstergesiydi ama ben yinede sadece kendimi kontrol etmeye odaklandım. Sonuçta 2km az bir mesafe değil ve her hangi bir aksilik durumunda oradaki trafiğin durması, bana yardım etmesi gibi bir ihtimal yok. Ve 50-60 cm genişliğinde kaldırıma hapsolmuş durumdayım.
Ara ara kenardan hızla geçen fındık fareleri önce Splinter ustayı sonra Rafael ve Donetolloyu getirdi aklıma. Onlarda bu tip yerlerde yaşıyordu bilirsiniz. Sonra bunun aynısı bir tünelde geçen gerilim filmi vardı o geldi aklıma. Bak şimdide Max Payne geldi aklıma. Atmosfer ilk oyundaki atmosfere benziyordu.
Sanırım artık 1km yi geçtikten sonra havalandırma sistemi olup olmadığı geldi aklıma. Nefes alışım hafiften zorlaşmaya başlamıştı çünkü. Havalandırma sistemi tabiki vardı ama kapalı alandaki onlarca araba ve tırın egsoz dumanı nefes almayı biraz güçleştiriyordu.
Maximum düzeydeki self kontrolüm ile yola devam ederken geçen arabaların hızları ve trafikteki ufacık düzeyde bir aksamanın neden olabileceği kazanın boyutu, tabakhaneye bok yetiştirir gibi görünen insanları bir an için anlamamı güçleştirdi. Çok acil durumlar dışında hiç bir insanın bu kader acele etme ihtiyacı olmamalıydı o an bana göre.
Adımlarımı bilerek çok yavaş atıyordum. Hızlı gitmem telaşlı olmam demekti. O yüzden sanki sahilde dolaşırmış gibi bir hızla yol aldım. Uzaktan ışığı gördüğümde aksiliklerin hep böyle tamam bitti dendiği anlarda ortaya çıktığını düşündüm. O yüzden konsantrasyonumu aynen devam ettirip aydınlığa bakarak uzun süre loş bir ortama bakmış gözlerimi alıştırmaya çalıştım. Alıştırmadan çıkarsam etkilenebilirdim.
Tünelden çıkınca şöyle bir hatıra fotoğrafı çektim. Güneş tam karşıdan vuruyordu böyle çıktı ama hatıranın anlam ve içeriğine uygun düştü.
Fotoğrafı çektim ama henüz bitmemişti. Tünelin içinden çıkan trafik polisinin mavi tepe lambası dönüyordu ve 40-50 metre uzağımda durdu. Polis arabadan inip elini güneşten kamaşan gözlerinin üzerine koydu ve bana doğru bakmaya başladı. Bende lastiklerimi şişirmiş yola çıkmak üzereydim. Polislere doğru sakince yürümeye başladım. Bu arada uyduracağım bahaneleri düşünüyordum ancak biraz önce hatıra için foto çekerken beni kameradan görmüş olma ihtimalleri acelem olduğuyla ilgili bütün bahaneleri geçersiz kılıyordu. Üstelik kimlik sorgusu yapılırsa alıkoyulmam için ellerinde yeterli sebepler vardı.
Ben sakince ona doğru yürürken polis elini kamaşan gözlerine siper etmiş bana doğru bakmaya devam ediyordu. Konuşma mesafesine gelmeme rağmen pozisyonunu değiştirmedi bakmaya devam etti. Baktığı nokta artık benim arkama düşmüştü. Dibine kadar gelmiş olmama rağmen bakmaya devam etti ama ben baktığı yerde değil yanındaydım artık.
Ne o bozuntuya verdi ne ben. Kolay gelsin amirim diyerek geçtim yanlarından ve güvenlik şeridinin dibine yapışıp yoluma devam ettim.
Otagara vardığımda istemsiz bir şekilde gol atınca havayı yumruklayan futbolcu hareketi yaptım. 1-2 saat oyalanıp çay içtikten sonra kendime uyuyacak bir yer bulup yattım.

