güllü bahçeÖyle bi anlatmışki yönümü Güllübahçeye doğru çevirdim. Yol boyunca Aydın ovası bana eşlik etti.
çocukluğumun mandalin-limon kokulu kasabası. heryer ağaçtır burda,mis gibi meyve ağaçları. kızlar mutlaka kocaya kaçarak evlenirler, oğlanlarsa mutlaka sarhoştur. herkes sarışındır, mavi gözlüdür, güler yüzlüdür. herkesin ön bahçesinde katmer katmer güller taşar sokağa doğru. hep mis gibi kokar bu şehir. 19.0.204 14:22 ebizlanka
Güllü Bahçeye varınca anlattığı gibi güzel bir yer olduğu görülüyor.
Gerçi sarışın kimse yoktu, daha doğrusu kimse yoktu kasabada. Adım başı kahve var ana yolda her kahvede 3-5 kişi oturuyor o kadar.
Güllübahçe de biraz dolaşıp çadır kurmaya uygun bir yer olmadığını
anladım. Ama Saint Nicholas Kilisesi diye bir tabela gördüm. Tarihi yer gezme modunda değildim ama burası uğrak bi yer olmadığı için gitmeye karar verdim. Maceranın nerde karşınıza çıkacağı belli olmaz.
Hafif bir tırmanıştan sonra bi restoran gördüm. Gel su iç dediler. Girdim su içtim. Fotoğrafınıda çektim içerinin manzarası güzel biyer. Adıda Gün Batımı restoran zaten.
Fioreyi restorana bağladım. Zaten ordan sonra 100 metre felan kalıyor kiliseye. Uzaktan kilise görünüyor.
Bu arada Saint Nicholas bildiğimiz Noel Baba oluyor. Şimdi aklıma geldi mızıkayı yanıma alıp içerde bi kuple jingle bells çalsamıydım acaba ayıp olurmuydu ki.
Önce dışardan fotolar
Buda içerden genel.
Yapıdan çok içerdeki yazılar ver resimler ilgimi çekti.
Özellikle şu yazı
Okuduğunuz gibi bir kere girerseniz bir daha asla çıkamazsınız yazıyor. Lan bu ne şimdi kimse de yok etrafta zaten. Endişeleneyim mi endişelenmiyim mi derken yazının fotosunu çekiyordum. Kafayı bi kaldırdım yazının hemen üstündeki şu pencerenin önünde bi adam sabit hareketsiz durmuş bana bakıyor.
Allahtan soğuk kanlı bi adamım kız felan olsam basmıştım çığlığı. Adamda iyi giyimli bi adamdı. Aaa sizde gezmeye mi geldiniz buralı mısınız dedim. Şu evde oturuyorum dedi. Hemen kilisenin karşısında güzel restore edilmiş evden bahsediyordu. Hala sabit dikilmiş bana bakıyordu. Bende fotoğraf çekiyorum işte dedim. Gülümsedi ve gitti.
Arka bahçeye bakıyım dedim. Çıkış kapısının her iki yanında soru işareti var.
Çizgifilm olsaydım bunu görünce benimde kafamın üstünde soru işareti çıkardı heralde. Ne yani?
Neyse bahçeyi felan dolaştım.Tam gezdim çıkıyorum derken ağaçların arasında küçük bir yapı daha olduğunu farkettim.
Gittim yanına içeri kafayı uzattım. Uzatmamla geri çekmem bir oldu. Kemik dolu bunun içi!?
Yanındaki tabelayı okuyunca hemde 1800 lerden kalma gerçek insan kemiği olduğunu anladım. Osteofilak yani kemiklik deniyormuş buna. Kafatası yoktu galiba içerde tamda bakmadım. Lan kimin aklına gelir içeri kafayı uzatcan insan kemiği çıkacak birsürü.
Yapıdan çıkınca pencereden bana bakan adamı görürüm belki diye hemen karşısındaki restore edilmiş eve baktım. Kimse yoktu etrafta.
İyi ya mecera yaşadım bari diyip Günbatımı Restorana bağladığım fiorenin yanına doğru yokuş aşşağı ağır adımlarla indim.






















