Öğlenleri yakıcı güneşten korunmanın tek yolu ağaç gölgesinde oturmak olduğundan biraz canım sıkılmaya başlamıştı. Normalde kitap okumayı çok seven biri değilimdir ama çok sıkılınca iyi oluyor. Çarşıyı dolaşırken gördüğüm Foça kütüphanesinden kitap ödünç almaya karar verdim. Foçada ikamet etmeyenlere ödünç kitap vermiyorlar ama ben yine çingenelik skillerimi kullanarak ödünç kitap almayı başardım.
Memur hanım sadece kütüphane dışındaki iki raftan seçebileceğimi söyledi. Biraz bakındıktan sonra Miguel Delibes'in El Camino yani türkçesi Yol isimli kitabını seçtim.
Memur hanımda sizin düşündüğünüz gibi tam içinde bulunduğum duruma uygun bir kitap seçtiğimi söyledi ama aslında seçme sebebimin isminin yol olmasıyla alakası yoktu. Dostoyevski nietzche gibi gereği olmayan bir kaç kitap ve aşk romanlarının yanında en okunabilecek gibi duran buydu. Yoksa çok salak hissederim kendimi aaa yoldayım bu kitabın ismide yol hadi bunu okuyum desem. Zaten kitabın yolla yolculuklada alakası yoktu.
Daha ilk iki sayfada sardı kitap, bitmemesi için yavaş okumaya başladım. Baya güldüğüm yerleri oldu.
Akşamları güneş batmadan önce oturup havanın kararmasını beklediğim yer hemen çadır alanının altındaki sahil oluyor. Güzel manzara sakin ortam.
Foçayla ilgili bahsedilebilecek şeylerden biride çeşme başı sohbetleri. 4-5 noktada bulunan çeşmelerden akan su içiliyor ve bölgede yaşayanlarda içme sularını bu çeşmelerden dolduruyor. Ama su bazen çok az aktığı için çeşme başında bi kaç kişilik kuyruk oluyor ve "suda çok az akıyor ha" diye başlayıp "sen nerelisin" diye devam eden diyaloglar gerçekleşiyor.
Aklımda kalan minik atv motorlarıyla gelmiş 11 yaşlarındaki gizem ve kardeşiyle olanıydı. Önce suyun neden az aktığı konusunda biraz akıl yürüttük sonra Foçayla Ayvalığı karşılaştırdık. Foça daha güzeldi bana göre ama gizem benim devamlı Ayvalıkta kaldığım için sıkıldığımı, bana öyle geldiğini söyledi. Kendisine görede Ayvalık daha güzeldi bu yüzden. Biz bunları konuşurken kardeşide mazgalın altındaki kurbağalarla uğraşıyordu. Yazık uğraşma hayvanla diye uyardı ablası. Bende siğil atabilir bak dedim. Gizemin eline daha önce kurbağa siğil atmış. Önce geçmemiş ama okuyunca geçmiş. Tam elini bana gösterirken sıramı kapmaya çalışan bi amcayı farkettim. Gizemde durumu farkedince hemen çeşmenin yanına gidip uyardı abi var sırada diye.
Atv motorlarına binip giderlerken kardeşi yine rahat durmuyordu. Önce motora ters binmeye çalıştı. Nasreddin hocaya mı özendin dedim. Sonra önündeki ablasının ağzına ayağını sokmaya çalıştı. Sinirlendi ablası ama benim güldüğümü görünce oda gülümsedi. Bende bunla uğraşıyorum işte der gibiydi. Baay diyip gittiler.
Atv motorlarına binip giderlerken kardeşi yine rahat durmuyordu. Önce motora ters binmeye çalıştı. Nasreddin hocaya mı özendin dedim. Sonra önündeki ablasının ağzına ayağını sokmaya çalıştı. Sinirlendi ablası ama benim güldüğümü görünce oda gülümsedi. Bende bunla uğraşıyorum işte der gibiydi. Baay diyip gittiler.
Foçadaki önemli gelişmelerden biride sabah kalktığımda terliğimin tekini bulamamamdı. Büyük ihtimalle köpeklerden biri aldı götürdü. Hemen gittim tansaştan daha rahat ve güzel görünen bu terlikleri aldım. Bidahada dışarı koymadım terlikleri.
Foçada yaşam güzeldi 8 gün kalmıştım ama gitmem gereken bir yol vardı. Ertesi gün izmire doğru 70 km lik uzun bir yol beni bekliyordu. Hazırlıklarımı tamamladım. Tam gitceğim akşam bi tane çomar geldi yanıma.
Ertesi sabah 5 te kalkıp yola çıkacağım için erkenden yatmak zorundaydım. Ben çadıra girince üzüldü çomar.






