Hemen biraz ilerleyince bahsettiği alana vardım. Anlattığı gibi gölün kıyısında çadır kurulabilecek bir alan, yaktığı küçük ateşin külleri ve ağacın dallarına sakladığı su kaynatma tenekesi felan vardı. Şöyle bi etrafa göz gezdirip, etrafı temizleyip çadırımı kurdum.
Komandomu huntermı artık ne olduğunu anlamadığım abinin verdiği türk kahvesini yapıp içerken etrafı incelemeye başladım. Şurda otururum, şurda yemek yerim, göle girermiyimki timsah varmıdır acaba diye planlar yapıyordum. Bikaç tane su tosbası gördüm bu arada. Etrafta kimseciklerin olmaması çok garip hissettiriyordu. Dizlerini birleştirmiş şekilde misafirliğe gitmiş çekingen bebe gibi bir köşede oturmuş etrafa bakıyordum.
Kahvemi içtikten sonra fioreyle su ve yiyecek almak için köye geri indim. İnerken dağ bisikleti sürmenin keyfine vardım gerçekten. Ayakta dikiliyosun devamlı frene basıp büyük kayalardan geçmemek için durma noktasına gelip manevra yapıyosun felan. Çok zevkli.
Suyumu ekmeğimi peynirimi alıp geri döndüm ve gölün kenarındaki temiz bir noktada yemeye başladım. Tam yemeğimi yerken traktörüyle bir köylü geldi ve biz burda arkadaşlarla balık yapıp yiycez müsade var mı dedi. Ne müsadesi ya allaan gölü işte yapın dedim.
Bi yandanda durumun farkına varmaya başlamıştım. Burası ıssız bir yerdi ama çevre köylerde bilinen belirli aralıklarla uğranan bi yerdi aynı zamanda. Yani öyle düşündüğüm gibi sakin değildi. Hevesim kaçmıştı biraz. Hemen gelen köylülerle kaynaşıp ateş yakmak için çalı çırpı toplamaya başladık.
Biz çocuklarıyla çalı çırpı toplarken köylü abide balıkları temizliyordu. Çok sık balık yiyen biri değilimdir ama gölün havası balıkların tazeliği ve balığı yapanın ustalığı iştahımı açmıştı.
Balıklar yapılırken
Neyse işte yaptık balıkları yedik. Yerken bir daha hayatım boyunca bu kadar lezzetli balık yiyemeyeceğimin farkındaydım.
Balıklar hazırlanırken köylü abinin oğlu buranın tek başına kalmak için tehlikeli olduğunu söyleyip durdu. Pek kulak asmadım önce. Ona mı güvenecektim yoksa alt profu komandoluk olan lvl 112 bir hunteramı. Ama burada yaralı olarak kaçan hayvanların olabileceği, böyle bir durumda insana saldırabilecekleri mantıklıydı. Radyo sesinden ürktüklerini söyledi. Radyom yoktu ama hemen aklıma mızıka geldi. Mızıka artık benim için müzik aleti değil bir savunma silahıydı.
Onlar gidince dürbünümü ve mızıkamı alıp etrafta kısa bir keşif turuna çıktım. Dar patika yol ormanın içinde ilerliyordu. Arada bir mızıkayı tiz bir şekilde öttürdüm. Bakalım çalılıkların arasında titreşme kaçan hayvan olacakmı diye. Titreştide galiba yada bana öyle geldi.
Fazla uzaklaşmadan çadır alanına geri döndüm. Döndüğümde başka ziyaretçiler vardı. Onlarda burada tek başıma kalmayı düşünmeme şaşırmıştı. 2 Kişi olsan kalınırda, burda bana 1 milyar verseler tek başıma kalmam bi gece dedi. Bölgeyi bilen kişilerdi. Yılanı var bunun akrebi var diye ekledi.
Çadırımın yanına geçip hmmm yılanla akrep mızıka sesini siklemez diye düşündüm. Üstelik ne botum nede ayağımda uzun bir pantolonum vardı. Gece tamamen karanlık olacaktı ve elimde ufak el fenerinden başka ışık kaynağı da yoktu. Şimdi düşünüyorumda iyiki kalmamışım kafayı yerdim kesin asfdas. Zaten düşündüğüm gibi gündüz tek başıma kafa dinleyebileceğim bi yer de değildi. Gelen giden oluyordu.
Saat 5 olmuştu. Yani havanın kararmasına daha 4 saat vardı. Hemen eşyaları toplayıp patika yoldan köyün yoluna, oradanda ana yola çıktım.
Gün batımının tersine doğru pedal çevirirken ardımda yaşanmış bir maceramı yoksa yaşanmamış bir maceramı bıraktım karar veremiyordum.
Gerçekten Sakin Bir Yer 2
Gönderen
fioreveben
Etiketler:
alman
,
balık
,
gebekilise
,
gebekirse
,
gebekrise
,
gölü
,
selçuk
,
zeytin köy









